“BANKING IS NECESSARY, BUT BANKS ARE NOT”

İŞ Bankası Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Sezen, Bill Gates'in 1994 yılında söylediği ve motto haline gelen “Banking is necessary, but banks are not"(Bankacılık gerekli ancak bankalar değil) sözü üzerine linkedin'de bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı...

  • Bill Gates, motto haline gelen bu sözü 1994 yılında söyledi. Bu söz uzun zamandan beri tartışılıyor. Şunu söyleyebilirim ki, bu konu daha uzun zaman konuşulacak, tartışılacak, gündemde olacak.

Bill Gates’in geleceğe yönelik olarak ifade ettiği bu yaklaşımının üzerinden 26 yıl geçti. Ama bankaların halen var olduğunu ve gelişen teknolojiler ile birlikte dijitalleşmeye uyum sağlayıp kendilerini yenilediklerini görüyoruz. Bununla birlikte, Bill Gates’in söylemek istediğini iyi anlayıp doğru değerlendirebilmek için önce bu sözün telaffuz edildiği 1994 yılına gidip o dönemin ruhuna bakmak gerekir. 

Teknolojinin yakın tarihine baktığımızda;

➤ Buhar gücüyle çalışan motorların keşfiyle başlayan, elektrik teknolojisi ile devam eden Birinci Makine Çağı, internetin keşfiyle sona eriyor.

➤ 1990 yılında internetin hayatımıza girmesi ile İkinci Makine Çağı başlıyor. 

➤ 2010 yılı ile birlikte, önce mobil, sonra yapay zekâ ve makine öğrenimi teknolojilerinin gelişmesi ile İkinci Makine Çağı’nın 2. dönemini yaşıyoruz.

Bill Gates’in bu sözü telaffuz ettiği o dönemde, bugün hayatımızda büyük etki yaratan, Bigtech olarak bahsettiğimiz şirketler daha ortada yok. 1994 yılında Amazon var, ama bugünkü Amazon’un çok uzağında. 1976 yılında Apple hayatta, ama asıl kırılma iPhone ile 2007’de gerçekleşiyor. Netflix 1997. Ondan sonra Google 1998. Keza Fintech’ler de o zaman yok. Fintech’lerin hayatımıza girişini, daha çok ses getirmesini, 2008’deki büyük ekonomik krizden sonra görüyoruz.

Bill Gates, muhtemeldir ki bu düşüncesini ifade ederken, gelecek teknolojiler ile o günkü Amerika’daki bankacılık deneyimini mukayese etmiştir. O dönemde Amerika’daki bankacılık sistemi, hantal olduğu gibi gelişmekte olan teknolojilerin de gerisinde. Bill Gates’in fütüristik bir yaklaşım ile söylediği bu anlamlı sözün arka planında bankaların gelecekte yok olacağına dair bir kastının olmadığını, çağın dinamiklerine ve gelişmelere bakarak bir mesaj vermek istemiş olabileceğini düşünüyorum. O da şudur: 

▪️ Yeni bir dünya geliyor, internet teknolojilerinin hayatımıza girmesiyle birçok iş modeli değişecek, yeni iş modelleri ortaya çıkacak, hayatımızda pek çok değişiklikler olacak.

▪️ Bu anlamda, bankacılık sektörü teknolojik gelişmeye dayalı tehdit ve fırsatları görmeli, çevikleşmeli, teknolojinin getireceği imkânlara, yeni iş modellerine odaklanarak işlerini geliştirmeli, çağa ayak uydurmalı.

Türk bankacılık sektörü ile Amerika’yı karşılaştırdığımızda ise, 1994 yılında olduğu gibi bugün de çok farklı bir tablo var. Teknolojide yaşanan yukarıda özetlemeye çalıştığım tarihsel gelişmelere bizim sektörümüz çok hızlı uyum sağlıyor. Türkiye İş Bankası örneğine baktığımızda;

➤ Türk bankacılığında elektronik bankacılığın ilk örneği olan ve 1982 yılında ilk kez hayatımıza giren Bankamatikler, 1987 yılında online-real time yetkinliği kazanıyor.

➤ Banka, 1993 yılında, tüm şubelerini online-real time çalışır hale getirerek, 803 kapılı tek şube ilanını veriyor.

➤ 10 yıl sonra, 1997’de henüz daha Google hayatımızda yok iken İnternet Şubesi ile internet bankacılığı dönemini başlatıyor.

➤ Bir 10 yıl sonra, 2007’de Apple ile tanıştığımız ve akıllı telefonların hayatımıza girdiği yıl Türkiye’nin ilk uygulama tabanlı (native) mobil bankacılık uygulaması İşCep hizmete sunuluyor.

➤ 10 yıllık döngü devam ediyor ve 2017 yılında, banka bağımsız, yani tüm bankaların kart sahiplerinin kullanabildiği mobil ödeme platformu Maximum Mobil ve takip eden yıl yapay zekâ tabanlı ve doğal dil işleme yeteneğine sahip sesli bankacılık asistanı Maxi sektöre sunuluyor.

Bu tarihçeden yola çıkarsak, Türk bankaları 1990’lı yıllardan bugüne, sürekli olarak müşterilerine her zaman en kolayı ve en ergonomik olanı sunmak için teknolojiye yatırım yapıyor, finansal teknoloji şirketi olarak hareket ediyorlar. Bugün geldiğimiz noktada Türk bankaları sahip oldukları analitik çözümler, pazarlama anlayışı, çok fonksiyonlu mobil bankacılık hizmetleri, ödeme sistemleri ile dünyada müşterisine basit, hız ve kolaylığa dayalı deneyimler sunma adına en önde gelen şirketler.

Teknolojinin yanı sıra güven unsurunu da unutmamak lazım. Bankalar, köklü, kurumsal yapıları ve gelenekleri olan, güvene dayalı müesseselerdir. Dünyadaki en eski bankaların, Monte dei Pachi di Siena, 1472 ve Barclays, 1690 yılı gibi kuruluş tarihlerine baktığımızda 500 yıldan fazladır hayatta olduklarını görüyoruz. Elimizdeki değerli varlıkları güven duyarak emanet etmek için bankalara ihtiyacımız var. Bankalar yüzyıllardır, otoriteden aldığı lisansa dayanarak birbirini tanımayan bireyler ve kurumlar arasında güvenli ortamı sağlayan taraf olarak değer alışverişine aracılık ediyor, risk yönetimi yapıyor. Risk yönetimiyle kaynakların rasyonel dağılımına etki ediyor. Ekonomik sistemde önemli fonksiyonları bulunmakta. Bu nedenlerle oldukça geniş ve sıkı düzenlemelere tabiler.

Bill Gates’in “ Banking is necessary, but banks are not” sözünü kendi adıma bugüne kadar, sektöre karşı meydan okuyan, sürekli gelişmeye ve değişime zorlayan faydalı bir mesaj olarak aldım. Gelişen teknolojiler ile birlikte müşteri tercihleri, davranışları değişiyorsa buna ayak uydurmamız, ortaya çıkabilecek yeni iş modellerini fırsat olarak görmemiz, yeni oyuncular ile birlikte işbirliği içinde işimizi büyütmemiz gerektiğine inanıyorum.

Değişim hiçbir zaman bitmeyecek. Özellikle pandemi ile birlikte içinden geçtiğimiz bu süreç bireylerden kurumlara hepimizi dönüştürecek. Ancak, insana dair gerçekler kolay kolay değişmeyecek. O yüzden, önemli olan insanı ve ihtiyaçlarını anlamak. Akışkan beklentilerin olduğu, bireyler açısından deneyimin esas olduğu ve sektörler arası duvarların kalktığı, bireylerin herhangi bir dijital uygulamada yaşadığı olumlu deneyimi bankacılıktan da beklediği bu yeni çağda, bankacılık sektörünün de tasarımlarını dijital deneyim bakış açısı ile yapması gerekiyor. Tıpkı yeni dünyada diğer şirketlerin yapmak zorunda olduğu gibi.

Yeni bir akım var ise o akımı öngörüp, proaktif davranıp, kendimizi nasıl konumlandıracağımızı düşünüp ona göre aksiyon almamız, gelecek yeni durumu yeni iş modelleri olarak fırsata çevirmemiz gerekiyor.

Bankalar, Challenger bank, Bigtech, Fintech’ler hayatımızda olmaya devam edecek. Birbirimize ne kadar yakınlaşırsak, birbirimizi iş ortakları olarak görüp bireye değer katacak şekilde işi, ekosistemi büyütürsek tüm tarafların o ölçüde diri kalacağına ve bu yaklaşımın sürdürülebilir olacağına inanıyorum.

Türk bankacılık sektörü açık bankacılık ve uzaktan müşteri edinimi gibi çok önemli iki yeni yasal düzenleme ve yeni oyuncularla birlikte farklı bir yöne doğru evriliyor. Bu yeni açılımın odağında, müşteri verisine dayalı, deneyimi ön planda tutan, daha fazla kişiselleştirilmiş, yenilikçi değer önerileri sunabilme ve bunu da sadece banka kanalları ile sınırlı olmadan farklı dijital platformların içerisinde, ihtiyaç anında yapabilmek var.

Yeni açılımları ve odak noktalarını iyi anlayıp bunu iş modellerine yansıtabilecek bankalara hepimizin ihtiyacı olacaktır.

YORUM YAP

YORUMLAR (0)