Fed’in freni kimi, nasıl etkiler?

ABD Merkez Bankası’ndan gelen tahvil alım programının yavaşlatılabileceğine yönelik sinyalin ardından, gözler kırılganlığı yüksek ülke piyasalarına çevrildi. Ekonomistler Fed’in yeni döneminin TL varlıklara etkisini değerlendirdi

ABD Merkez Bankası (Fed) yetkililerinin son toplantıda varlık alımlarını ‘bir noktada’ azaltmaya başlamayı tartışmış olması, küresel piyasalarda yatırımcıların uzun süredir devam eden “beklenenden önce sıkılaşma” endişelerini tekrar körükledi. Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) nisan toplantısına ilişkin önceki akşam yayınlanan tutanaklar, bankanın ABD ekonomisinin aşırı ısınmasına neden olmamak için bu yılın kalanındaki toplantılarda gevşek para politikasına ilişkin tutumunu değiştirebileceği sinyalini verdi piyasalara. Fed Başkanı Jerome Powell her açıklamasında üstüne basa basa enflasyon ve istihdam hedeflerine hala uzak olunduğunu, hedeflere “kalıcı” şekilde yaklaşmadan varlık alımlarının devam edeceğini ve faizlerin sıfıra yakın kalacağını yineliyor. Ancak bankanın kararında etkili bazı üyeler görünen o ki, bu tutumun 2021 yılı içinde bile değişebileceği veya değişmesi gerektiği görüşünde. Önümüzdeki Fed mesajlarında 120 milyar dolarlık aylık varlık alımları piyasaların en yakından izleyeceği unsur olacak.

27-28 Nisan FOMC toplantısının notlarındaki ifadelerle: "Yetkililerin bazıları eğer ekonomi komitenin politikada belirleyici olan hedeflerine doğru hızla ilerleyişini sürdürmesi durumunda, gelecek toplantılarda varlık alımlarının hızının yeniden ayarlanmasına dair bir planın görüşülmeye başlayabileceğinin uygun olacağı önerisinde bulundu."

JPMorgan ABD Başekonomisti Mike Feroli Fed’in bu daha şahin tonunun piyasaya nispeten sürpriz olduğunu söylüyor ancak bu tartışmanın en az birkaç toplantı daha uzayacağı görüşünde. Financial Times’a yaptığı açıklamaya göre Feroli “Fed’in varlık alımlarını en erken 2022’nin başlarında azaltmaya başlayacağı” görüşünde.

Commerzbank: Zayıf dolar trendi tersine döndü diyemeyiz

Fed’den gelen bu sürpriz sıkılaşma sinyali doları, ABD tahvilini ve Euro Bölgesi tahvillerini güçlendirerek enflasyonist baskılarla hız alan altına da bir fren yaptırdı. 10 yıllık ABD Hazine tahvili yüzde 1,68’i gördü. Tutanaklar sonrası 90 düzeyinin tekrar üstüne çıkan dolar endeksi dün tekrar zayıfladı ancak şubat sonunda görülen 89,68 düzeylerine kadar gerilemedi ve dün TSİ 13:55’te hafif düşüşle 90 düzeyinin üzerinde seyretti. Gelişmekte olan ülke paraları ise ABD’de şahin bir söylemle faizin (tahvil getirilerinin) artması durumunda her zaman olduğu gibi doları güçlendirecek ve getiri arayışındaki yatırımcıları ABD’ye çekecek her gelişmeden olumsuz etkileniyor. Ancak Commerzbank’a göre “Fed tutanakları dolarda geçtiğimiz haftalarda görülen zayıf trendi ‘şimdilik’ sonlandırmış olsa da, trendin tamamen tersine döndüğünü söylemek için hala çok erken.”

MSCI Gelişen Ülke Paraları Endeksi tarihi zirvesinden döndü

MSCI Gelişen Ülke Paraları Endeksi Mart sonunda gerilediği 1693 düzeylerinden iyileşme beklentilerinin riskli para birimlerinin cazibesini artırmasına paralel yükselişe geçmiş, endeksin oluşturulduğu 1997 yılından bu yana görülmemiş olan 1741 düzeyine kadar yükselmişti. Ancak tutanaklar sonrası endeks dün düşüşle açıldı ve TSİ 17:38’de 1.732 düzeyine kadar çekildi. Türk Lirası, Arjantin pesosu ile birlikte bu yıl dolar karşısında yüzde 10’un üzerinde kayıpla en çok zayıflayan gelişmekte olan ülke parası. Nijerya Nairası, Kolombiya Pesosu, Japon Yeni ve Tay Bahtı da dolar karşısında yüzde 5’in üzerinde değer kaybeden diğer gelişen ülke paraları.

“Altın dolarla faizdeki yükseliş arasında kaldı”

ABN Amro analisti Georgette Boele, altında çok kritik bir teknik direnç seviyesinde seyir olduğunu belirterek dolar ve ABD faizi için şöyle diyor: “Yine de doların yükselmesini ve reel faizin ılımlı şekilde yükselmesini öngörüyoruz, bu da altını tekrar baskılayacaktır.” ED&F Man Capital Markets’tan Edward Meir ise enflasyon endişelerinin iyice yerleşmesinin altına yarayacağını öngörerek şöyle diyor: “Ancak altın halat çekme oyununun ortasında gibi biraz: Güçlü dolarla aşağı çekilirken 10 yıllık tahvil faizindeki yükselişle yukarı çekiliyor.” Julius Baer analisti Carsten Menke de müşteri notunda benzer bir değerlendirme yapıyor: “Küresel büyümede iyileşme öngördüğümüzden, enflasyonda kısa vadede hedefin üzerine çıkılsa bile altın ve gümüş fiyatlarında trendin yukarıdan ziyade aşağı yönlü olacağı görüşündeyiz.” Reuters analistleri spot altında enflasyonist baskılarla görülen güçlenmenin 1.893 dolar/ons düzeyinde tekrar dirençle karşılaşabileceğini tahmin ediyor. ANZ analistleri ise “tahvilde zayıflama, enflasyonel baskılar ve zayıf dolar altına talep görünümünü iyileştirse de, Hindistan’da salgının durumu fiziksel altın talebini 2. çeyrekte çok olumsuz etkileyebilir.”

Ruhani'nin açıklamasıyla petrol düşüşte

Enflasyon beklentilerini doğrudan etkileyen enerji piyasasında ise İran petrolünün piyasaya tekrar geri döneceği ihtimali petrol fiyatlarını dün yüzde 2’ye yakın düşürdü. İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani dün “Viyana’da anlaşma sağlandı” diyerek ABD’nin de geri dönmesi beklenen nükleer anlaşmada yer alan ülkelerin yaptırımların çoğunun kalkması uzlaşmaya vardığını söyledi. İran devlet televizyonu haberlerine göre petrol, bankacılık, denizcilik ve sigorta sektörü yaptırımlarının kalkması için anlaşmanın nihai hali üzerinde çalışılıyor.

Reuters’a konuşan şirket yetkilileri Hint rafinerilerinin ve en az bir Avrupa rafinerisinin bu yılın ikinci yarısında İran petrolü almaya hazırlandığını aktarıyor. Hindistan’da son bir haftada test olan kişilerin neredeyse üçte ikisinin pozitif çıkması ve can kaybında sürekli pandemi rekorunun yenilenmesi ve bazı Asya ülkelerinde salgına yönelik endişelerin tekrar artması da petrol fiyatlarında aşağı yönlü baskı unsuru. Brent petrolün varili dün TSİ 14:17 itibariyle 65 dolara kadar gerilerken, WTI varil fiyatı ise 62 dolara kadar düştü.

Hilal Sarı/Dünya

Fed’in agresif olmayan adımları geçici türbülans yaratır

Ak Yatırım Araştırma Müdürü Özgür Hatipoğlu: En son Fed tutanakları, beklentilere göre son derece düşük gelen istihdam verisi ve buna karşılık süper yüksek gelen enflasyon verisinden önceki görüşleri yansıtması açısından aslında kısmen güncelliğini yitirmişti. Ancak yine de enflasyonda baz etkisinin farkında olan komite üyeleri aslında görüşlerini tartışırken bu durumu göze almış olmalılar, ki zaten verdikleri demeçlerde bu durumdan bahsediyorlardı. Buna karşılık, istihdamdaki zayıflık beklenen bir durum değildi. Fed başkanlarının bu konuyla ilgili olarak değerlendirmeleri yaklaşık 8.5 milyon kişilik daha iş gücünün istihdam edilmesiyle normale gelineceği yönündeydi ama görünüşe göre bu durum biraz ertelenmiş olacak. İstihdam gelişmelerinin üzerine ABD’de önce tahvil alım programının sonlanması (taper) ve sonrasında faiz artışının da ötelendiğini düşünüyoruz. Tutanaklarda dengeli ve defansif bir duruştan söz edilmiş olsa da bazı üyelerin gelecek toplantılarda taper konusunun tartışılmaya başlanabileceğini düşündüklerini görüyoruz. Nitekim ekonomideki risk görünümünü tanımlarken daha önceki tutanaklarda kullandıkları “dikkate değer büyüklükte” anlamına gelen “considerable” ifadesini kaldırdıklarını ve durumun daha öngörülebilir olduğunu düşündüklerini görüyoruz. Yine de özellikle ücretler tarafındaki zayıflığın Fed’in agresif bir taper programı başlatmasının ve faiz artışı sürecine geçmesinin önündeki en güçlü engel olacağını düşünmek gerek. Bu işin TL varlıkları gibi Gelişmekte Olan Ülkeler (GOÜ) finansal enstrümanları üzerindeki etkisine gelirsek; Fed’in ürkütücü bir şahin olmaktan son derece uzak duruşu ve gelecekte de bu şekilde kalacak olması, kısa vadede GOÜ’lerin küresel kaynaklı bir likidite daralmasından veya dolarda faiz artışından çok fazla endişe etmemelerine neden olmalıdır. Ancak taper konusu gerçek anlamda gündeme geldiğinde veya sonrasında faiz artışları başlayacak olduğunda GOÜ dövizlerinde ve borsalarında küresel konjonktüre uygun olarak bir miktar negatif hareketler görülebilir. Yine de cari durum göz önüne alındığında bunun geçici bir türbülans olacağı düşünülür. Olası faiz artırımının daha öncekiler gibi her toplantıda otomatik bir şekilde 25 baz puan olarak gelmeyeceği bir faiz artış süreci öngörüyoruz. Bu bağlamda, daha uzun vadede GOÜ varlıklarını tehlikeye sokacak bir ekonomik atmosfer beklemiyoruz. Dip not olarak düşelim; koşulların değişmesi halinde, yani ekonominin beklenenden hızlı ve fazla ısınması halinde taper ve faiz artışı öne alınacak olursa bunun GOÜ’ler üzerinde ve TL varlıklar üzerindeki etkisi daha güçlü olabilir. Ancak bunu alternatif senaryo olarak görmek gerekir ve baz senaryoda yukarıda bahsedildiği gibi Fed’in agresif olmayacak adımlarla hareket edeceği, bunun GOÜ üzerindeki etkilerinin de yıkıcı hareketlere neden olmayacağı beklenir.

Ülkelerin CDS ve enflasyonları etkiyi belirleyecek

Tera Yatırım Baş Ekonomisti Enver Erkan: Fed’in hala tapering konusunda harekete geçme konusu ortada bir yerlerde duruyor. Ekonominin gelişimi ve her ne kadar geçici görülse de ABD’nin organik enflasyon oranını da yukarı çekebilecek fiyat gelişmeleri Fed’i faiz artırımını daha erken düşünmeye iten bir durum oluşturabilir. Tutanaklar, 3 hafta öncesinin ekonomik durumunu yansıtmakla beraber, Powell hatırlanacağı gibi söz konusu toplantının basın açıklamasında azaltma hakkında konuşmaya başlamak için erken olduğunu söylemişti. Yeni model tapering etkisini, varlık fiyatları açısından güncel konjoktürel durumu ele alarak, özellikle de enflasyon beklentileriyle ilişkiyi değerlendirerek ele almak gerekecektir. Fed’in piyasada kısa vadede yönü belirlemesi muhtemel. Faizlerin daha erken artma ihtimali Hazine getirileri ve dolar pozitif. Fed bu safhada iletişimi geliştirmeye devam ettikçe faize duyarlı hisse rotasyonunda da etkili olacaktır. Dow-Nasdaq ayrışımı derinleşebilir. Ancak bir yandan da ekonomik iyileşme gerçekleştiğinden dolayı çok derin bir hisse bozulması olmamasını bekleyebiliriz. Gelişmekte olan ülkeler ise, kendilerini Fed’e göre konumlandırmak durumunda olacaklardır. Kırılganlık faktörlerini izlemek lazım, ülkelerin CDS ve enflasyon seviyeleri risk değerlendirmelerinde ayrışım derecelerini belirleyecektir. Fed, henüz taperinge geçmiyor, faiz artırımı da çok sonra gerçekleşecek bir aşama. O nedenle, iletişime başlaması için mevcut şartlardan çok bir değişme olması beklenmez. Yaz aylarındaki FOMC’ler kritik olacaktır.

Tek bir yüksek enflasyon verisi bile hasar verdi

Ekonomist ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Murat Sağman: Fed bunun zor bir geçiş olduğunun farkında ve maksimum geciktirip en iyi şekilde iletişimini yürütmeye çalışıyor. Mayıs 2013’te Bernanke’nin yaptığı gibi açıklama yapmak istemiyorlar. Beklenti ve iletişimi yapılan şuydu, tahvil alımları gelecek sene azaltılıp ilk faiz artışı ise 2023 yılında gelebilirdi. Ancak çok yüksek bir enflasyon geldi. Tüketici enflasyonu yıllık 13 yılın zirvesi yüzde 4,2’ye çıktı. Üretici fiyatları da yüzde 6,2 ile son 10 yılın zirvesinde. Bu enflasyon geçici mi kalıcı mı ona bakılacak. Geçici ise plana göre devam ederler ama enflasyondaki yükseliş kalıcı olmaya başlarsa öne çekecekler. Hem tahvil alımı azaltımını hem de ilk faiz artırımını 2023 yerine 2022’de görebiliriz. Fed’in normalleşme adımları bizim gibi ülkeler için çok kötü bir haber. Nasıl etkileniriz? En kötü etkilenen ülkeler içinde oluruz. Bir kere ABD’nin faiz artırdığı yerde bizim de maliyetlerimiz de artacak, bize de baskı olacak. Gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı olabilir, para ABD’ye dönecek ve bizi etkileyecek. Normalleşme adımlarından etkilenmede gelişen ülkeler ikiye ayrılır cari fazla ve açık verenler diye, biz açık veriyoruz. Son olarak da TCMB’nin eksi rezervinden dolayı hem kurdaki volativite hem faizlerin yükselmesine fazla müdahale edemeyecek. Rezerv sıkıntısı önümüze çıkacak. Bunun beklentisi bile bizi baya etkileyebilir ki bayramda gördük bunu. Yüksek gelen enflasyon verisiyle birlikte yani tek bir veriyle bile nasıl hasar olabileceğini gördük. Herkes etkilenecek Fed’in normalleşmesinden. Ama daha kırılgan ülkeler daha fazla etkilenecek.

Kur ve tahvil tarafına ekstra konsantre olunmalı

Ekonomist Cüneyt Paksoy: Her ne kadar Fed ve ECB gibi majör Merkez Bankalarının gereklilikler sebebiyle uzunca bir süre masadan kalkmayacağını düşünüyor olsak bile temkinli iyimserliğin oldukça önemli olduğu ve haziran Fed toplantısı öncesi ve sonrası sürecin dikkatle takip edilmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz. Fed gerekli mesajları vermez ve global piyasalarda tedirginlik artarsa özellikle gelişen piyasalar adına konfor alanının iyice daralacağı gerçeğinin de geçerli bir senaryo olabileceğini unutmamak gerekiyor. Eğer böylesi bir süreç işlerse özellikle Türkiye’de kur ve tahvil tarafına ekstra konsantre olmak gerekecektir. Yukarı yönlü ekstra ataklara karşı daha proaktif bir TCMB politikası ve yapısal reform tarafında çok daha hızlı bir aksiyon süreci yabancı algısı adına oldukça önemli olacaktır. İyi senaryoda ekstra ucuz seviyelere gelmiş bankacılık sektörü önderliğinde yukarı yönlü bir BİST-100 Endeks hareketi potansiyel olsa da, kur ve tahvil tarafında baskının sürmesi halinde biraz daha aşağılardan destek arayışlarının da potansiyel hale gelebileceği unutmadan ilerlemek gerekiyor. Teknik olarak dolar-TL tarafında 8.50-8.60 bandının marjinal direnç eşiği olduğunu ve kırılması durumunda hareketin hızlanma ihtimali oluşturacağını, stresin azalması adına ilk etapta 8.00-8.35 arasında bir denge kurulması daha da rahatlamak için 200 günlük ortalamayı içine alan 7.50-7.85 bandına inilmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz. Borsa tarafında ise 1400-1430 bandının kısa vadeli destek olduğu daha aşağıda ise 1250-1350 bandının sınır destek olarak görülmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz. Yukarı yönlü daha kalıcı bir hareket için ise 1440-1485 üzerinde güç kazanarak 1500-1600 bandına geri dönülmesi ve yükselişin devam edip düzletme sürecinin tamamen bitmesi için buranın geçilerek destek olması ve 1650-1750 potansiyel hedefe doğru hareketliliğin oluşması gerektiğinin de altını çizeriz.

Şebnem Turhan/Dünya

YORUM YAP

YORUMLAR (0)