Hazine neden yurtdışında yüksek faiz ile borçlanıyor?

Dünya Gazetesi Köşe Yazarı Fatih Özatalay, 'Hazine neden yurtdışında yüksek faiz ile borçlanıyor?' başlığıyla bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı:

Salı günü Hazine Eurobond pazarında 3.5 milyar dolarlık tahvil sattı (borçlandı). Beş yıllık tahvilin getirisi yüzde 4.9, 10 yıllık tahvilin getirisi ise yüzde 5.95 oldu. Uzmanlar bu borçlanma maliyetinin beklenenden düşük olduğunun altını çiziyorlar ve başarılı bir borçlanma operasyonu gerçekleştirildiğini vurguluyorlar.

ABD Hazinesi’nin beş yıllık tahvilinin getirisi yüzde 0.5, 10 yıllık tahvilinin getirisi ise yüzde 1.15. ‘Başarılı’ olarak nitelendirilen dünkü borçlanma, temel sorunlarımız listesinde baş sıralarda yer alan bir sorunumuzu açık biçimde gözler önüne seriyor. ABD Hazinesi çok düşük faiz ile borçlanabiliyorken biz finansal yatırımcılara aynı vadeli ve aynı para cinsinden tahvili ABD’ninki ile karşılaştırılamayacak düzeyde yüksek bir faiz ile satabiliyoruz.

Bu soruyu bir kenara koyalım. Şöyle düşünelim. Zor durumdaki küçük işletmelere ve tüm işsizlerimize destek vereceğiz. Pandemi ve beraberindeki sosyal mesafe koyma kuralları devam ediyor çünkü. Başka bir harcamadan tasarruf yapmayacaksak, dişe dokunur düzeyde bir destek için bütçe açığını artırmamız gerekiyor. Bu durumda daha fazla borçlanacağız. Biz bu kadar yüksek faiz ile borçlanırken, ABD (kişi başına) aynı miktarda desteği kendi vatandaşlarına vermek için çok daha düşük bir maliyetle borçlanacak. Borçlanmanın ona maliyeti bu denli düşük olduğu için de elbette bizimle aynı miktarda destek vermeyecek; çok çok daha fazlasını yapabilecek.

İki ülkenin borçlanma maliyetleri arasındaki Türkiye aleyhine bu derin uçurum açık ki bizim bankaların yüksek faiz tutkularından ya da Merkez Bankası’nın şu andaki para politikasından kaynaklanmıyor. Tahviller tüm dünyadaki yatırımcılara arz ediliyor. Aksine… Merkez Bankası politika faizini artırmasaydı ve BDDK aktif rasyosundan vazgeçmeseydi, Hazine dış piyasalardan çok daha yüksek bir faizle borçlanmak zorunda kalacaktı. Çünkü Türkiye’nin risk primi Kasım başındaki düzeylerinde -550 civarında- geziniyor olacaktı.

Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: Borçlanma (yurtiçi kredi dahil) maliyetlerini çarpıcı biçimde düşürmenin yolu Türkiye’yi ikide bir faiz artırmaya mahkum kılmayacak bir ekonomi programı uygulamaktan geçiyor. İkide bir faiz artırımı ile sonlanan yanlış politikalar hepimizi fakirleştiriyor

YORUM YAP

YORUMLAR (0)