Yazarımız Zeynep Stefan'dan Money 20/20 ikinci gün değerlendirmesi...

Yazarımız Zeynep Stefan, Amsterdam'da gerçekleştirilen Money 20/20 organizasyonunun ikinci gününü değerlendirdi

Money20/20’nin ikinci günü ilkinden kapsam olarak daha dolu geçti. Lisans ve regülasyon ayağında birçok avukat ile tanışma ve özellikle Avrupa Birliği’nde ülkeler arası farklılıkların hangi finansal ürün lisans kapsamları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine dair kafamda net bir fikir oluşturma şansı buldum. Finans, özellikle Fintech’ler ve dijital varlıklarla alakalı Avrupa’da bazı önemli hukuk büroları öne çıkmış durumda ve birçoğu Money20/20’nin katılımcıları arasındaydı. Şu anda Türkiye’de de popüler olan ‘Lego Lisans´ kavramının Avrupa’daki meslektaşlarımız tarafından biraz daha farklı yorumlandığını ve aramızda önemli sayılabilecek farklılıklar olduğunu gözlemledim. Bu detaylara bir sonraki yazımda değiniyor olacağım.

Avrupa finansal piyasalarından fiziki olarak sadece birkaç aydır uzak kalmama rağmen ciddi bir paradigma değişikliği gerçekleştiği de diğer bir çıkarımım oldu. Ben Almanya’dayken henüz lobi aşamasında olan tek ID ve tek doğrulama süreci şu anda birçok hizmet sağlayıcısı tarafından dile getirilmekte ki bu çok harika bir haber. Servis sağlayıcıları ve şirketler bu kadar yoğun konuşuyorsa yakında ECB ve lokal düzenleyici kurumlar da konuşmaya ve aksiyon almaya başlayacaklardır. Tabi bunu duyunca hemen Türkiye’nin konuya nasıl dahil olabileceğini düşünmeye başladım. Hukuki olarak içerisinde yer almasa da uygulamada Avrupa finansal piyasalarının doğal bir uzantısı olan Türkiye’nin de ECB veya konuyla ilk elden ilgilenecek olan düzenleyici kurumla en azından standartlar konusunda anlaşarak tıpkı aşı sertifikasına benzeyen bir uygulamaya gidebileceğini ve tek doğrulama adımını hayata geçirebileceğini düşünüyorum. Bu yönde atılan kararlı adımların diğer bir etkisi ise ülke riskinin düşmesi ve kara para aklama ve terörün finansmanı faaliyetlerinin engellenmesi için harcanan milyonlarca liranın ürün ve iş geliştirme gibi piyasayı büyüten ve finansal kapsayıcılığı arttıran faaliyetlere yönlendirilecek olmasıdır ki ülkemizin iktisadi yapısı için daha iyisi düşünülemez.

Konferansın ikinci gününde DeFi ile ilgili kapsamlı iki konuşma da gerçekleştirildi. Konu yine döndü dolaştı BitCoin’e geldi ancak bunu duyunca benim gibi gözlerini deviren ve konunun sığlaştırılmasından sıkılan birçok dinleyici vardı ve ilk BitCoin kelimesinden sonra bir daha duymadık 😊. Aslında DeFi’ın haksız olarak BitCoin’e indirgenmesinden en azından Money 20/20 gibi genellikle finans dünyası katılımcılarının olduğu organizasyonlarda sıkılmamam gerek. Bu konferansta bir kere daha anladım ki DeFi, DLT, Blockchain, CBDC ve bütün dijital varlıklar sadece akademisyenler tarafından tartışılmalı. Vitrinde yer alan ve arkadaki algoritmayla ilgilenmeyen finansal sektör profesyonelleri için bu muhteşem kavramlar sadece BitCoin anlamına gelecek ve tartışmalar uzun bir süre fiyat hareketlerinden öteye gitmeyecek.

İkinci günde dikkatimi geçen diğer bir konu ise marka veya ‘White-Label’ olma kavramlarının yoğun bir şekilde kullanılmasıydı. Sigorta sektöründe bu konunun bu kadar rijit olması ve şirketler tarafından tercih edilmemesi beni 2012 yılından beri çok düşündürürdü. Rotayı sigorta sektöründen finansal platformlara çevirdiğimde bu alandaki oyuncuların perspektiflerinin ne kadar geniş olduğunu ve aslında bu tartışmanın 21. Yüzyıl’a taşınmasının ne kadar gereksiz bulunduğunu bir kere daha gördüm ki umarım sigorta sektörü de benzer bir aydınlanmayı kısa zamanda yaşar. Aslında marka olarak öne çıkma veya ‘White-Label’ hizmet verme tamamen stratejik bir karar. Değişen iş planları ile öncesinde marka olarak vitrinde yer alan finans sektörü oyuncularının geri çekilerek ‘White-Label’ alana geçmesi de olası ancak o marka olgusu o kadar kuvvetli ki bir kere sizi ele geçirince kolay kolay bırakmıyor sanırım. Bu gerçekten yola çıkarak Avrupa piyasasında yer alan ve lisans kullandırımı alanında önemli yol kat etmiş bütün şirketlere aynı soruyu yönelttim: Önümüzdeki beş – yedi yıl periyodunda kendi tabelanızı asacak mısınız? Sadece biri dışında hepsi hayır cevabını verdi. Belki cevabını veren ise şirketin üst düzey yönetiminde değildi, bilmiyordur diye düşündüm 😊.

Hızlı bir kongre oluyor. Çok fazla yeni şirket tanıdım, yüzün üzerinde kartvizit verdiğimi ve altmışa yakın kartvizit aldığımı gördüm. Bunları düzenlemek ve değerlendirmek de uzun zaman alacak. Her ne kadar Linkedin iyi bir kaynak olsa da alanlarına göre sınıflandırılmış fiziki kartlar da halen, özellikle Avrupa piyasasında çokça kullanılmakta. Üçüncü gün değerlendirmelerimi de sizinle paylaşıyor olacağım. Bu ufuk açıcı konferans için organizatörlere bir kere daha teşekkür etmeliyim.

YORUM YAP

YORUMLAR (0)