Siz 88 tuşunuzun kaçını kullanıyorsunuz?”

Hepimiz bir piyano klavyesinde yer alan 88 tuşla doğarız. Ancak hiçbirimiz hayatı sahip olduğumuz bu 88 tuşu kullanarak yaşamayız

Tülin Çakmak / PSM Dergisi

Bu ayki konuğumuz, yılın başında Akbank Dijital Bankacılık bölüm başkanlığı görevinden ayrılarak AKÖde Genel Müdürü olan Emel Arseven. Arseven ile sektör, liderlik ve hedefler üzerine konuşurken “Gestalt öğretisi” hakkındaki görüşleri özellikle dikkatim çekti, ufkumu açtı.

Arseven, Gestalt öğretide Hanna Nita Scherler ile çalıştığını anlattı ve Scherler’in güzel bir metaforundan bahsetti: “Hepimiz bir piyano klavyesinde yer alan 88 tuşla doğarız. Ancak hiçbirimiz hayatı sahip olduğumuz bu 88 tuşu kullanarak yaşamayız. Her birimizin kullandığı tuşlar farklı, sosyal yazılımlarımız bizleri farklılaştırıyor. Tuşların sadece bir kısmıyla idare ediyoruz ama gün geliyor yetmiyor. İki yol var: Ya ikame tatminlerle kaçış ya da kendi iç yolculuğumuzda o hiç kullanmadığımız tuşlarla temas...”

Peki sizin yolunuz hangisi?

Önce kısaca sizi tanıyabilir miyiz? AKÖde ile kesişen kariyer öykünüzü anlatır mısınız?

ODTÜ Ekonomi mezunuyum. Lisansüstü eğitimimi Sabancı Üniversitesi’nde, MBA alanında tamamladım. Gestalt bakış açısını hem özel hem iş yaşamıma, özellikle tasarım felsefeme katmak için yıllarca ilgili programlara katılarak sertifikalar aldım. İş hayatına finans sektöründe başladım. Geride kalan 22 yılda ödeme sistemleri, ürün geliştirme, inovasyon, dijital pazarlama ve satış, deneyim tasarımı, akademi, dijital transformasyon gibi birçok farklı alanda tecrübe kazandım oldu. Bu yılın başında da Akbank Dijital Bankacılık bölüm başkanlığından ayrılıp AKÖde Genel Müdürü olarak yeni görevime başladım.

Değişim ve dönüşümün hızlı olduğu bir sektöre geçtiniz, bu sektörde çalışmak sizi nasıl besliyor?

FinTek ekosisteminin hareketli olduğu aşikâr. Çalıştığım alanlarda köklü değişim programlarını yönettiğimden bu hız ve değişime yabancılık çekmedim. Sektöre dair şöyle bir izlenimim var: Kurumsal yapılara kıyasla iş modellerinin daha fazla konuşulduğunu görüyorum. Kısıtlı kaynakların da getirdiği bir yaratıcılık söz konusu. Belli dikeylerde uzmanlaşmanın da sağladığı fokuslanma, birçok farklı iş fikrinin de ortaya çıkmasına katkı sağlıyor. Hızlı karar alma mekanizmaları sayesinde de değişen müşteri ihtiyaçlarına, yeniliklere çok hızlı ayak uydurabiliyor. Bu açıdan heyecan verici ve iş hayatında da insanı diri tutan bir yapısı var.

Belki kişisel özelliğim belki de yılların tecrübesi bilemiyorum “olanı kabul et” yolunda pek ilerleyemiyorum. “Müşteriyi merkezde tutmak” her zaman bu konuda önümü açtı ve beni destekledi. Yine de kurumsallaşmış yapılarda bu zaman zaman yorucu olabiliyor. Ancak neredeyse tüm sektör böyle çalışıyor. Bu bana çok iyi geldi.

Yeniliği deneyimlemeyi hep çok sevmişimdir. Teknoloji fetişisti olmadım ama teknolojinin yarattığı imkanlardan da en önde yararlanmayı bildim. Hem küresel hem de yurtiçi gelişmeleri, sadece iş modeli olarak değil piyasa ve otorite düzenlemeleri açısından yakından takip ettiğim için hızlı ve kolay adapte olduğum bir geçiş süreci oldu.

Başarılı bir lider olarak iş hayatında size bu başarıyı kazandıran etkenler neler oldu?

Gestalt öğretide Hanna Nita Scherler ile çalıştım, kendisinin güzel bir metaforu var: “Hepimiz bir piyano klavyesinde yer alan 88 tuşla doğarız. Ancak hiçbirimiz hayatı sahip olduğumuz bu 88 tuşu kullanarak yaşamayız.” Her birimizin kullandığı tuşlar farklı, sosyal yazılımlarımız bizleri farklılaştırıyor. Tuşların sadece bir kısmıyla idare ediyoruz ama gün geliyor yetmiyor. İki yol var: Ya ikame tatminlerle kaçış ya da kendi iç yolculuğumuzda o hiç kullanmadığımız tuşlarla temas. Yaşamı kendimize koyduğumuz sınırların geçirgenliğiyle, temas boyutumuzla özümsüyoruz. Değişim de tam orada şapka çıkarıyor. Doğada da zaten olan bir tür yenilenme hali bu. 20 yıllık iş yolculuğumda farklı özelliklere sahip çok sayıda kişiyle çalıştım. Bugün geldiğim noktada da buradaki tüm temasların payı çok fazla.

Elbette başarı tanımı da bir o kadar kişisel. Geldiğim noktada; hayaller kuran, o hayallerin peşinden giden, olayların içerisinde sağduyulu sorular soran, hata yapmaktan korkmayan, ürettiğine anlam katmaya çalışan, birbirini geliştiren ve eğlenmeyi de bilen bir takımın parçası olmak beni başarılı kılıyor. Lider olarak birçok sorumluluğumun bilincindeyim ama bazen hata yapsam da destekleyecek bir ekiple çalıştığımın farkındayım. Önemli olan o temas anlarında, daha önce hiç kullanmadığınız o tuşları kullanabilmek. Bu hem yenileyen ve değişimin kapısını aralayan bir deneyim hem de yapıcı ve işbirlikçi bir duruş.

İlişkilerimde samimiyet önemli; sadece ekibimle değil iş ortaklarımla da. Tek taraflı bir kazanma hırsının yıkıcılığından ziyade, değer üreten işbirlikçi yaklaşıma daha fazla ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum. Bu alanlarda da örnek ortaya koyan bir liderlik sergilemek de ana motivasyonum.

AKÖde’nin 2022 hedeflerini ve sizin beklentilerinizi öğrenebilir miyiz?

Sektördeki en büyük sorunlardan biri, gördüğüm kadarıyla müşteri tutundurmada yaşanıyor. Faaliyet sınırlarının da getirdiği sıkışmışlığa ek olarak, müşteri kazanım ve tutundurma maliyetlerini karşılayabilecek iş modelleri arayışı var. Bugüne kadar sektör hızlı, kolay ve düşük maliyetlerle müşteri kazanabilmiş. Ancak önümüzdeki dönem müşteri kazanımında getirilecek düzenlemelerle birlikte burada da değişim söz konusu olacak.

Bizim de müşteri ve pazar ihtiyacından ortaya çıkmış, yeni regülasyonların getirdiği düzenlemeleri de dikkate alan ve fırsatlarından da faydalanacak somut ve çok boyutlu bir yol haritamız var. Bu sadece Tosla özelinde değil tüm AKÖde için geçerli.

Teknik ve analitik yetkinlik, iyi bir tasarım mimarisi, güçlü değer önerileri dijital bir dünyanın olmazsa olmazları. Analitik katmanda başlattığımız çok sayıda önemli projemiz var. Analitiği “dijital dünyanın kalbi” olarak görüyorum. Servis tarafında da müşterilerimizin finansal hayatlarında daha fazla yer edinmek ve onların karşılanmamış ihtiyaçlarına çözüm üretmek yaklaşımındayız. Hedef kitlemizin kısıtlı finansal ihtiyaçlarının yaş ilerledikçe artacağı ve arayış içerisine gireceklerinin bilincindeyiz. Bu minvalde müşterilerimizin artan finansal ihtiyaçlarındaki “ilk deneyimlerinde” yanlarında yer almak yine odak alanımız.

Regülasyonun açtığı imkanlardan faydalanmak, rağbet görecek iş birliklerini müşterilerimiz için erişebilir kılmak da yine önceliklerimiz arasında. Bizi memnun eden, markamız ve vaadi ile sunduğumuz servislerin de samimiyetini gören birçok marka hatta finans kuruluşu, iş birlikleri için kapımızı çalıyor. Biz de müşterilerimiz için değer yaratacak her tür iş birliğini değerlendiriyoruz.

Gençlerin finansal ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra finansal okuryazarlığı artırmak, finansal yolculuklarında yanlarında olmak, dilimizi öğretmeye çalışmak değil onların dilinden konuşmak ve çözüm partneri olmak hedefimiz.

Özetle, Tosla uygulamamızı bir platform olarak zenginleştirmeye devam ederken, API’lerimizi de dijital platformlarla entegre etmek ve AKÖde bünyesinde yeni iş fırsatlarını değerlendirmek yönünde ilerleyeceğiz.

Yoğun iş temponuz arasında, iş ve özel hayat dengesini nasıl sağlıyorsunuz, bize hobilerinizden bahseder misiniz?

Denge sağlamak, kolay hareket edebilmeyi getiriyor. Tek bir noktada kamp kurmadan, yaşamın birçok boyutunda kolayca yer alabilme ve hareket edebilme... Bence bunun zaman ya da mekanla ilgisi yok. Bu yine bizim sınırlarımız ve düşünce biçimlerimizde. Zihinsel yorgunluklarımız çok fazla. Modern insanın da düştüğü en büyük tuzak sanırım yaşamını sadece zihninin kontrolüne bırakması. Takdir edersiniz ki bu hem yanıltıcı hem de eksiklik hissiyle doyumsuz bir dünya.

İşteyken aklınız evde, evdeyken de sürekli iş düşünüyorsanız dengeden bahsetmek pek mümkün değil. Denge ne kadar zaman ayırdığınızla değil, ne kadar içinde yer aldığınızla ilgili. İşteyken kendimi kaptırırım, çalışmaktan keyif alırım, yeni bir proje beni inanılmaz heyecanlandırır.

Özel hayatımda da beslendiğim kaynaklar var. Mesela dünya sinemasını yakından takip ediyorum. Sinema üzerine düşünmek, yazmak, eşim ve arkadaşlarımla sohbet etmek beni besliyor. Kendimi keşfetmeme olanak kılarken, farklı bakış açılarını, kültürleri de duymama imkân tanıyor. Okumayı çok seven bir aileden gelmenin de alışkanlığıyla okumak hayatımın olmazsa olmazlarından. Oğlumla birlikte basketbol oynamak, ormanda uzun yürüyüşler ve derin sohbetler yapmak da bir o kadar yaşamaktan keyif aldığım anlar. Kendisinin “normal” sayılana ve “standardize” edilene karşı önyargısız bakışı ve yorumları benim için aynı zamanda muazzam bir pencere ve yine keşif.

Hafta sonlarımızda üç saatimizi aralıksız çizim yaptığımız bir atölyede geçiriyoruz. Çok az söz bu 3 saate eşlik ediyor ve bir tür meditatif deneyim yaşıyoruz. Çok hareketli bir dünyada olmanın getirdiği “sabırsızlık” elbisesini çıkarıp, birbirini tekrarlayan karalama ve çizimler içerisinde zamanı durdurduğumuz 3 saat. Hayatımızda boşluk yaratabildiğimiz ve durduğumuz anların olması gerektiğine inanıyorum. Hep hızdan ve “daha fazlasından” bahsediyoruz. Ancak unutmamak gerekir ki “boşluk” potansiyel de barındırır.

YORUM YAP

YORUMLAR (0)