Türk ekonomisi için yüksek faiz mi, yüksek döviz mi daha maliyetli?

Hazine ve Maliye Bakanlığı'na göre Türkiye'nin brüt dış borç stoku 448 milyar 393 milyon dolar. Kurdaki 10 kuruşluk yükseliş, 5 milyar 226 milyon 25 bin dolar yük getiriyor. Erdoğan, yüksek faizi her gündeme getirdiğinde borç yükseliyor

Birçok uzmana göre, Türkiye’nin ekonomisi bir süredir darboğazda.

Özellikle de yüksek döviz kuru ve yüksek faiz, ülkenin daha da fakirleşmesine yol açıyor.

Sürekli değişkenlik gösteren döviz hareketliliği ve yüzde 19 olan politika faizi, Türkiye’nin borçlarının yükselmesini beraberinde getiriyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise dövizdeki yükselişten ziyade yüksek faizden şikayet ediyor.

Bu nedenle de talimatlarına uymayarak yüksek faiz oranlarını düşürmeyen Merkez Bankası Başkanlarını görevden aldı.

Merkez Bankası, politika faizini sabit tuttuğu sürece döviz bazen düşüyor. Ama her sefer de Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girerek, "Yüksek faiz sebep, enflasyon sonuçtur" açıklaması durumu farklılaştırıyor. 

Erdoğan bu minvalindeki açıklamasını genelde Merkez Bankası’nın politika faizinin durumunu ele aldığı toplantılarının öncesinde yapıyor.

Geçen günlerde dolar 8,35’e düştüğünde Erdoğan katıldığı bir televizyon programında, "Yüksek faiz sebep, enflasyon sonuçtur" ifadesini dillendirdi ve yine dövizde hareketlilik yaşandı, dolar 8,66 liraya kadar çıktı.

Peki yüksek enflasyonun kendini ağır şekilde hissettirdiği Türkiye’de yüksek faiz mi yoksa yüksek döviz mi daha çok zarar veriyor? 

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye'nin 31 Mart 2021 itibarıyla brüt dış borç stoku 448 milyar 393 milyon dolar. 

Dış borç stokunun milli gelire oranı yüzde 61,5. Bu durum 2020 yılının son çeyreğinde görülen orana yakın. 2020'nin son çeyreğinde dış borç stoku 450,1 milyar dolar olmuş ve milli gelire oranı ise yüzde 62,8 olarak kaydedilmişti.

disborc-2.jpeg
Türkiye, dünyada en çok dış borcu olan ülkelere arasında yer alıyor 


Küçük bir hesap yapıldığında dövizdeki hareketliliğin Türk ekonomisine ciddi bir yük getirdiği görülüyor.

Şöyle ki: Türkiye’nin brüt dış borç stoku 448 milyar 393 milyon dolar. Bu bugünkü dolar kuru (8,48) baz alınıp Türk Lirası’na çevrildiğinde ülkenin dış borcu 3 trilyon 802 milyar 272 milyon 640 bin liraya tekabül ediyor. 

Sadece 10 kuruluş bir artış olduğunda Türkiye’nin dış borcu bu sefer de 3 trilyon 847 milyar 211 milyon 940 lira oluyor. 

Aradaki 10 kuruşluk farkın Türkiye’ye getirdiği mali yük 44 milyar 839 milyon 300 bin lira. Bu rakam dolara çevrildiğin de ise kamuya getirdiği fark 5 milyar 226 milyon 25 bin 641 dolar.

Yüksek faize gelince de aslında durum bundan çok da farklı değil. Yüksek faizin de ülkeye getirdiği ciddi bir mali yük var. Yani bir anlamda Türk ekonomisinde "40 katır mı 40 satır mı?" durumu yaşanıyor. 

Ancak birçok ürün ve hammaddenin dolar olarak ithal edilmesi nedeniyle dövizdeki hareketliliğin Türk ekonomisine getirdiği yük, yüksek faizin getirdiğinden daha fazla. 

Konuyu Independent Türkçe’ye değerlendiren ekonomistler hem yüksek faizin hem de döviz kurundaki hareketliliğin ciddi mali yükler getirdiğini belirtti. 

disborc-1.jpeg
Dış borcun mili gelire oranı bakımında Türkiye ikinci sırada 

Prof. Dr. Veysel Ulusoy, bunlara ek olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hareketliliği artıran açıklamaları olduğunu hatırlattı. 

"Manipülasyon etkisi halkın düşüncesinde oluşturmuştur" 

Prof. Dr. Ulusoy’a göre ister faiz enflasyonu etkilesin, isterse de tersi olsun, yönetim kademesindeki herhangi bir kimsenin konu hakkında konuşması doğru değil, kanunen de yasak.

Karar vericilerin her önemli toplantı öncesi değişik saiklerle görüş bildirmelerinin bir gelenekten öte bir zorunluluk şekline evrildiğini belirten Ulusoy, "Bu ise beklendiği gibi finansal piyasalarda oynaklığı ve onun yanında şüpheleri artıran bir durum ortaya çıkardı. Her MB kararı öncesi ve aynı inatla süregelmesinin bir "manipülasyon" etkisini halkın düşüncesinde oluşturmuştur" dedi.

"Faiz ve enflasyon ilişkisi hakkında yapılan yorumlar çok kısa vadede döviz kurunu, orta vadede ise döviz kurunun yanında, faiz ve enflasyonu da yukarı taşımaktadır" diyen Prof. Dr. Veysel Ulusoy, "Tüm bunlar da ekonomiye katmanlı zarar verici niteliğe sahiptir. Faiz, dövizle enflasyonun kendi aralarında tercih edilebilir orta ve yüksek seviyesi yoktur. Esas olan faiz ve enflasyon oranlarının makro dengeler eşliğinde tek haneye düşürülmesi, uzun dönemde de yüzde 5’in altına çekilmesidir. Bunlar zaten kararlı bir ekonomik politikanın da sonuçlarıdır" diye konuştu. 

"Asıl sorun belirsizlik" 

Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, "Türk ekonomisi için yüksek faiz mi, yüksek döviz mi daha maliyetli?" sorusunun basit olmadığını kaydetti. 
Yüksek faizin ciddi bir maliyeti bulunduğunu ama esas olanın belirsizlik olduğunu aktaran Prof. Dr. Gürsel, "Sonuçta enflasyon da yüzde 19. Dolayısıyla enflasyon ve faiz böyle devam edecek olsa insanlar tahmin edebilseler ve emin olabilseler yine herkes alacağını alır borçlarını yapar, kredi çeker" ifadelerini kullandı. 

"Ama sorun şu; ya enflasyon döviz ile birlikte büyük bir artış gösterirse faiz ile birlikte astarı yüzünden pahalıya gelir" diyen Prof. Dr. Gürsel, şunları kaydetti: 

"Onun için bu belirsizlik karşısında harekete geçmiyorlar. Özellikle yatırımcılar yatırım projelerini askıya alıyor. Aksi de olabilir. Diyelim ki iktidar değişti çok farklı bir Merkez Bankası yönetimi oluştu. Bunun sonucunda, döviz kuru düşüyor. O zaman enflasyon ve yüksek faizler de düşer. Yani asıl olay bu belirsizliktir."
 
"Yüksek döviz daha büyük maliyet getiriyor" 

Doç. Dr. Oğuz Demir de döviz yükselmesinin Türkiye ekonomisine maliyetinin daha yüksek olduğu görüşünde. Demir’e göre, yüksek döviz kuru, faiz ve enflasyonu belirler. Faizin yukarı çıkmasının temel nedeni de yüksek döviz. 

"Dolayısıyla işi tersine çevirmek için şu aşamada kur tarafındaki sakinlik önemlidir" görüşünü dillendiren Doç. Dr. Demir, "Kur sakin bir seviyede kalırsa ancak o zaman enflasyonun düşmesi ve faizlerin aşağı doğru gelmesi söz konusu olabilir" yorumunu yaptı.

"Her iki unsurun da Türkiye'ye yüksek maliyet getirdiğini söyleyebilir miyiz?" sorusuna Doç. Dr. Oğuz Demir, şu cevabı verdi: 

"Tabii ki sonuçta hem kamu açısından hem özel sektör açısından borçlanma maliyetinin yüksek olması elbette iyi değil. Bütçe açığı olarak kamuda yer buluyor ve bütçeye daha fazla zarar veriyor bu durum. Ama öte taraftan dönüp bakıldığında kurdaki artış enflasyon üzerindeki belirgin etkisiyle bu etkiyi daha da artırıyor. Dolayısıyla kurun sakinlemesi bizim için şu aşamada öncelikli bir mevzudur."   Adem Demir / The Independentturkish

YORUM YAP

YORUMLAR (0)