PSM logo
İstanbul|
19°
Anasayfa
Banka

Ömür Tan: Kredide agresif büyümek zorundayız

QNB Türkiye, olası İstanbul depremi ve diğer olağanüstü durumlarda bankanın temel işlevlerinin kesintisiz sürmesi amacıyla, kritik iş birimlerini Ankara’da kurduğu ve 830 kişinin istihdam edileceği genel müdürlük ofisinde konumlandıracak. QNB Türkiye ayrıca data merkezini de 100 milyon doları aşacak bir yatırımla Ankara’ya taşıyacak.

İlgili Etiketler

Ömür Tan: Kredide agresif büyümek zorundayız

QNB Türkiye Genel Müdü­rü Ömür Tan, olağanüs­tü durumlarda bankanın tüm temel işlevlerini kesintisiz bir şekilde sürdürülebilmesi amacıy­la operasyonel altyapıların tümü­nün, bütüncül bir yaklaşımla ye­niden planlandığına dikkat çeke­rek, “İş sürekliliğini sağlamak ve çalışanlarımızın güvenliğini en üst düzeye çıkarmak adına yatırımlar yapıyoruz.


Ankara’da ki Genel Mü­dürlük Ofisi’miz, bu stratejimizin somut örneklerinden bir tanesi. Olası bir afet anında, müşterileri­mize kesintisiz bir şekilde hizmet sunmayı hedefliyoruz. Bu adımın yalnızca QNB’ye değil, Türkiye’nin finansal sistemine de katkı sağla­yacağına inanıyoruz” dedi.


“Afetler hizmetleri engelleyemeyecek”


Tan, “Ankara’daki Genel Mü­dürlük Ofisi’ni, İstanbul’da yaşa­nabilecek olası bir afet sonucunda oluşabilecek kesinti anında tüm süreci devralabilecek nitelikte bir altyapıyla planladık. Risk Yöneti­mi ekibi tarafından yürütülen ça­lışmalar doğrultusunda operasyo­nel süreklilik için kritik iş süreç­lerini ve pozisyonları belirledik. Bu süreçlerin yedeklenmesi ve altyapıların güçlendirilmesiyle iş sürekliliğini güvence altına al­dık. Ayrıca veri yedekleme sistem­leriyle de desteklenen bu merke­zi bankacılık operasyonlarımızın devamlılığını sağlayacak şekilde yapılandırdık” şeklinde konuştu.


830 kişi çalışacak


424 kişilik bir ekiple faaliye­te geçen Ankara Genel Müdürlük Ofisi’nde, yeni işe alımlarla birlik­te çalışan sayısı 830’a çıkacak. Bu kapsamda bankanın acil durum yö­netimi ve kriz planlaması süreçleri düzenli olarak güncellenirken, ça­lışanlara afet senaryolarına yöne­lik kapsamlı eğitimler de veriliyor. Aynı zamanda, bilgi teknolojile­ri altyapısı olağanüstü durumlara karşı güçlendirilerek veri kaybının önlenmesi ve hizmetin kesintisiz sürdürülebilmesi sağlanıyor.


“Sıfır can kaybı, sıfır iş kesintisi”


Tan, “’Sıfır can kaybı, sıfır iş kesintisi’ hedefiyle oluşturulan Bütünleşik Afet Yönetimi prog­ramı; çalışan güvenliği, veri ko­ruması, altyapı güçlendirmele­ri ve operasyonel devamlılık ol­mak üzere toplamda 36 projeyi kapsıyor. Program, bankanın afet senaryolarına karşı tüm birimlerinin sistematik ola­rak güçlendirilmesini hedef­liyor. Bugüne kadar söz konu­su 36 projenin 19’u başarıyla tamamlanırken Bütünleşik Afet Yönetimi programının kapsam tamamlanma oranı ise %85’e ulaştı” dedi.


Genel müdürlük çalışma­larının yedeklenmesini de sağlayacak merkez ile ilgili de ay­rıntılı bilgi veren Tan, şunları söy­ledi: “Kritik iş süreçleri ve pozis­yonlar belirlendi. Sürekliliği sağ­lamak adına yedekleme planları ve rolleri tanımlandı. Bu merkezde­ki altyapı ve insan kaynağının ye­deklenmesi sayesinde, ülkemizde meydana gelebilecek doğal afetler­de çalışanlarımıza ve müşterile­rimize kesintisiz destek sunmayı amaçlıyoruz. Hangi ekiplerin ye­dekleneceği, iş kolları ve yöneti­cilerimizle birlikte belirlendi. Bu ofiste, genel müdürlük faaliyetle­rinin yanı sıra IBTECH, iştirakler ve alternatif satış kanalları birim­lerinin de yedeklemesi bulunuyor.”


Çalışanları can güvenliği için ek çalışma…


Tan, “Çalışanlarımızın can gü­venliği ve ihtiyaçlarının karşılan­ması, altyapıların güçlendirilmesi ve iş sürekliliğinin sağlanması için afet durumlarında barınma, yiye­cek ve içecek gibi temel ihtiyaçla­ra yönelik projeler geliştirildi. Psi­kolojik destek hizmetleri ve stres yönetimi eğitimleri için projeler de yürütülüyor. Banka binalarının deprem güvenliği kapsamlı şekil­de değerlendirildi; gerekli yapısal güçlendirmeler tamamlandı. Veri kaybını önlemek ve kesintisiz hiz­met sunmak amacıyla yedekleme ve iş kurtarma planları oluşturul­du” diye konuştu.


“Kredide agresif büyüyeceğiz”


Makro krediler konusunda da açıklama yapan Tan, “Bir şirketin yatırım teşviki varsa, ya da ihracat geliri varsa veya BDDK tanımına göre esnaf kredisi alabiliyorsa bü­yüme üst sınırlarına takılmayan kredi paketleri geliştiriyoruz. Bu kredilerde daha agresif olup bü­yümek istiyoruz.


Bankacılık sis­temi doğası da bu ve kredide daha fazla büyüyerek hacmimizi artı­racağız” dedi. Aylık bazda büyüme sınırları ve zorunlu karşılık oran­larının kredi hacmi üzerindeki olumsuz etkisine de değinen Tan, “Bu olumsuzluklar bizi zorluyor ancak büyüme sınırlarına girme­yen krediler de var. Sonuçta ban­ka olarak kredi vermek istiyoruz. Banka olarak bizim en doğal ürün­lerimiz kredi ve mevduat” ifadele­rini kullandı.


“Kredide, avantajlı paketler sunacağız”


Kredi hacmini artırmak için sek­törel çalışmalar yaptıklarına da dikkat çeken Tan, “Sanayicilere, üreticilere, ihracatçılara veya tu­rizmcilere yönelik ürünlerimiz var. Örneğin yeşil dönüşüm ve sürdü­rülebilirlik projelerini yeşil kredi ile daha çok önceliklendiriyoruz. Bu tip projeler için teşviklerimiz var. Bir finansman eğer sürdürü­lebilirliğe katkı sağlayacaksa veya fabrikanın yapacağı yatırımla ar­tıracağı kapasite yeşil dönüşümü­nü pozitif etkileyecekse, rekabet avantajı sağlayacak kredilerimiz olacak. Bu tip kredilerin fiyatlandı­rılması ve vade yapılandırması ko­nularında da avantajlı paket sayı­mızı artıracağız” şeklinde konuştu.


“Yılsonu enflasyon tahminimiz %28; TL kazandıracak”


Enflasyondaki beklentiye ve TL’nin mevduat getirisine vurgu yapan Tan, “Şu an yıllık enflasyon %37-38 seviyesinde. Bizim yılso­nu enflasyon tahminimiz ise yüz­de 28. Bu oran biraz daha yukarıda kalıp %30 dahi olsa, TL’nin mev­duat getirisi enflasyona ezdirme­yecek. Yanısıra döviz aynı oranda artmadığı için TL mevduat sahi­bi negatif etkilenmeyecek. Dolayı­sıyla TL’nin daha çok kazandırdı­ğını düşünüyorum” dedi.


“TL mevduatı getirisi de talebi de yüksek olur”


Tan, şu ifadelerin kullandı: “Şu an TL mevduata verilen faiz çok önemli bir seviyede. Müşteri mevduatı içerisinde TL mev­duatın payı da yükseldi ve %60’lı seviyelerde. TL mev­duata verilen faiz de reel bazda önemli bir getiri su­nuyor. Piyasalar böyle sta­bil gittiği sürece TL mev­duatın getirisi ve talebi yüksek olur. Altın ise ya­tırım açısından Türki­ye’de oldukça popüler bir araç. Dünyada çok de­ğişti ve jeopolitik riskler ve belirsizlikler var. Do­layısıyla altına olan talep canlı kalıyor. Altın yatırımcı­sı altına yatırım yapmaya de­vam eder diye düşünüyorum.”


“Hazine ve MB doğru ve hızlı adımlar attı”


Piyasalarda son 2 ayda yaşa­nan volatiliteye de değinen Tan, “Dezenflasyon sürecine doğ­ru giden yol çok doğru yönetil­di. Bizim de desteklediğimiz bu politikalarla birlikte ekonomik görünümde önemli bir iyileş­me yaşandı. Bu sürecin ekono­mi açısından pozitif olduğunu düşünüyorum. Son 2 ayda ise iç ve dış gelişmeler nedeniyle pi­yasalar oldukça hareketli bir dönem yaşadı. Bu süreçte döviz kurunda kısa süreli bir volatili­te oldu.


Bu süreçte Merkez Ban­kası (MB) ve ekonomi yönetimi çok doğru ve hızlı aksiyonlar al­dı. Bunu gördük ve teyit ediyo­ruz. Bu süreçte Türkiye’nin kre­di risk primi de etkilendi ve 250 baz puandan 340 baz puan civa­rına kadar yükseldi. Piyasada fa­izler yukarı gitti. MB’nin döviz rezervlerinde 50 – 55 Milyar do­larlık bir azalış yaşandı. MB faiz artırdı. Artan faizle birlikte ban­kacılık sektöründeki bilançolar da etkilendi” dedi.


Olumsuzluklara rağmen enflasyon ve kur beklentisi değişmedi…


Yaşanan bu gelişmelere rağmen enflasyon ve döviz kurunda yılsonu beklentilerini değiştirmediklerini dile getiren Tan, “Özetle geride bıraktığımız dönemde döviz kuru sınırlı arttı, döviz rezervlerinde azalış oldu, Türkiye’nin kredi risk primi arttı, piyasadaki faizler arttı ancak yılsonu için enflasyon ve döviz kuru beklentilerimizde büyük bir değişim yapmadık. Mevcut koşullar altında 2025 yılı sonunda enflasyonun yüzde 28 seviyelerinde olacağını tahmin ediyoruz. Dolar kurunun da 42, 43 bandında yılı tamamlamasını bekliyoruz. Ayrıca, Türkiye’nin kredi notlarında da yatay bir seyir öngörüyoruz” dedi.


Kredi faizlerini “büyüme sınırları” da olumsuz etkiliyor…


Tan, “Ticari kredi faizleri, Mart’ta, gecelik borçlanma faizinin artışıyla bir miktar artmıştı, Nisan ayında da Mart ayına göre ortalamada yüzde 3 civarında bir artış yaşandı. Ancak kredi faizlerini, piyasadaki talep ve büyüme sınırları gibi koşullar da etkiliyor. Büyüme sınırlarının olması, ayrıca maliyet artışlarının kontrol edilmesini de zorlaştırdı. Operasyonel giderler hızla artarken, bilanço büyümesinin sınırlı kalmasıyla marjları daralttı. Bankacılık sektörünün gelir tabloları bu süreçte olumsuz etkilendi. Etkiyi en net olarak da özkaynak kârlılığı oranlarında gördük” diye konuştu.


“Kredi hacmini büyütmek maliyetleri düşürür”


Tan, “Para politikasındaki sıkı duruş ile birlikte işler doğru yolda giderken bu politikaların bankaların kârlarına olumsuz etkisi de oldu. Artan faizle birlikte net faiz marjı hızla gerilerken piyasada, net faiz marjlarında da azalış görüldü. Merkez Bankası’nın getirdiği zorunlu karşılık uygulamaları ile birlikte faiz marjı baskılandı.


Bir dönem Merkez Bankası nezdinde tutulan mevduata düşük nema uygulanmasıyla net faiz gelirleri görece zayıf seyretti. Bu durum bankaların gelir tablosu açısından zorlayıcı oldu. Hali hazırda aylık bazda kredi büyüme sınırları var ve bu uygulamanın bir süre daha devam edeceğini düşünüyorum. Faiz marjının daraldığı ve giderlerin hızla arttığı bir ortamda, daha fazla büyümek, bankaların maliyet bazının görece azalmasını sağlayabilir ve bankalar büyür” ifadelerine yer verdi. Ferit PARLAK/dunya

İlgili Etiketler

Yorumlar

0 yorum

Yorum bırak

Yorumunuzu bizimle paylaşın.

Yorumlar yayına alınmadan önce kontrol edilir.

Henüz yorum yok.