DOLAR

32,1868$% 0.01

EURO

34,9639% -0.11

STERLİN

40,9610£% 0.02

GRAM ALTIN

2.504,26%-0,24

ÇEYREK ALTIN

4.055,00%-0,27

BİTCOİN

฿%

İmsak Vakti a 03:45
İstanbul AÇIK 23°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Türkiye’nin notu olumsuz etkilenebilir

Deloitte Türkiye Ekonomi Danışmanı Dr. Murat Üçer tarafından hazırlanan “Soru ve Cevaplarla Dünya ve Türkiye Ekonomisi: Neredeyiz? Nereye gidiyoruz?” raporu yayınlandı. Raporda, dünya ekonomisine ilişkin temel tespit ve değerlendirmelerin yanı sıra büyüme, istihdam ve enflasyona yönelik değerlendirmeler yer alıyor.

Deloitte Türkiye CEO’su Hüseyin Gürer, konuya ilişkin görüşlerini şu şekilde ifade etti:  “ABD ekonomisinin görece güçlü, Avrupa ekonomisinin ise yeniden zayıflayan görünümünün yanı sıra para politikalarındaki buna bağlı ayrışmanın ABD dolarını hızla güçlendirdiği bir konjonktürde yer alıyoruz. Bu da Gelişmekte Olan Piyasa ekonomileri açısından daha zorlu, ‘carry trade’ dediğimiz dinamiğin azaldığı hatta tersine döndüğü bir ortamı işaret ediyor. Bu  durumun Türkiye özelinde, jeopolitik risklerle de birleşerek, piyasaları sarstığını gözlemliyoruz. Ayrıca ikinci çeyrekte büyümenin yavaşlaması, ancak enflasyonun oldukça yüksek seyretmesi, bütün bunlara ek olarak cari açığın daralma sürecinde olmakla birlikte halen dış finansman ihtiyacımızın yüksek oluşu — ve kredi notumuz üzerindeki belirsizlikler — yatırımcıları tedirgin etmiş görünüyor. Daha önce de defalarca altını çizdiğimiz gibi yeni bir makro “hikâye” oluşturmak gerekiyor  ama önümüzdeki dönem yaklaşan seçim süreci,  doğal olarak reformlara odaklanmayı zorlaştırıyor.”
 
Küresel ekonomide büyüme zayıf ve dengesiz

Küresel ekonomi halen ılımlı bir büyüme trendinde seyrediyor. Ancak IMF Başkanı Christian Lagarde’ın belirttiği gibi büyümenin görünümü zayıf ve dengesiz  jeopolitik riskler ise tam fiyatlanmasa da artmaya devam ediyor. OECD Eylül raporunda neredeyse tüm gelişmiş ekonomilere yönelik 2014 büyüme beklentileri aşağıya çekilmiş durumda. Euro Bölgesi’ne ilişkin beklenti %1,2’den %0,8’e çekilirken, ABD ve Japonya’da ise sırasıyla %2,6’dan %2,1’e ve %1,2’den %0,9’a doğru aşağı revizyonlar söz konusu. Küresel finansal piyasalardaki  canlılığın, reel ekonomik göstergelerle çok uyumlu olmadığı bir gerçek… Ticaret hacminden, istihdam piyasalarına kadar birçok reel gösterge halen kriz öncesi seviyelerin gerisinde olmasına rağmen, başta gelişmiş ülkelerde olmak üzere, borsalar kriz öncesi seviyeleri  aştı ve yeni rekorlar kırdı. Dolayısıyla son dönemde balon uyarılarının arttığı görülüyor.

Bölgesel büyüme oranlarındaki ABD lehine ayrışma, doları güçlendiriyor  normal şartlar altında bu trendin devamı en olası senaryo.  Bu da genelde gelişmekte olan piyasa ekonomileri için yatırımcının daha seçiciolduğu bir ortam demek  bu ortamda kendi 
hikayesini güçlendiren ülkeler daha iyi performans gösterebilecek.

Beklentinin üzerinde yavaşlama oldu

2014 yılının, Türkiye ekonomisi için ‘yeniden dengelenme’ yılı olacağı, yani iç talebin zayıflarken dış talebin büyümeye katkısının artacağı bekleniyordu. İlk çeyrek verileri bu görünümü teyit etmiş  ancak büyüme, iç talebin özellikle tüketimin ve kamu harcamalarının
katkısı ile dirençli bir görünüm sergilemeye devam etmişti. İkinci çeyrekte ise beklentilerin üzerinde bir yavaşlama gerçekleşti. İlk Çeyrekteki yıllık %4,7’lik büyüme, ikinci çeyrekte %2,1’e geriledi. Şubat başı itibariyle yürürlüğe giren ve tüketimi kısmaya dönük makro ihtiyati önlemler ile Merkez Bankası’nın Ocak ayı sonunda yaptığı sert faiz artırımının iç talep, özellikle de tüketim üzerinde etkileri görülmeye başlandı. İkinci çeyrekte büyümeyi kurtaran bileşen ise dış talep, yani net ihracat oldu. Ancak Türkiye’nin en önemli ihracat pazarlarından AB’de büyümenin halen zayıf seyretmesi ile Irak ve Rusya’daki jeopolitik sorunlar, ihracat artışını da bir miktar sınırladı ve bu trend devam edecek gibi gözüküyor.

Türkiye’nin yeni yatırım hikâyesine ihtiyacı var

Deloitte’un değerlendirmesine göre, sermaye girişine ihtiyacı olan ve iç talebi öne çıkaran büyüme modelinin sonuna gelindi. Bu açıdan Türkiye’nin artık daha düşük bir büyüme sürecine girdiğini kabul etmek gerekiyor. Bu doğrultuda politika yapıcıları da artık sektörel tarafta inşaatın, harcama tarafında ise özel tüketimin sürükleyici olduğu ve toplam harcamanın belirgin şekilde toplam geliri aştığı, yani yüksek cari açık veren bir modeli sorunlu buluyorlar. Bunu değiştirmek için de arz tarafına, yani üretkenlik ve teknoloji tarafına yönelmek ve yapısal reformları hızlıca hayata geçirmek gerekiyor. Ancak önümüzdeki 
yıl seçim yılı olması nedeniyle kısa vadede bu tür adımlar beklemek çok gerçekçi değil. Öte yandan Türkiye’nin yeni bir “yatırım hikayesi” oluşturması da, somut olarak bu reform adımlarını detaylandırılmasına, kurumların güçlendirilmesine bakıyor.

Zayıflayan büyüme istihdama da yansıyor

Zayıflayan büyümenin etkileri istihdam piyasasında da kendisini göstermeye başladı. Özellikle Mart ayından bu yana mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı hızlı bir artış kaydetti ve Haziran ayı itibari ile %9,9’a kadar yükseldi. Haziran’da, ayrıca işgücündeki 
genişlemenin oldukça zayıfladığı, istihdam tarafında sanayi ve inşaat tarafında ciddi kayıplar olduğu görüldü. Türkiye 2007’den beri çok ciddi düzeyde istihdam yarattı. Ama bir yandan da büyüme yavaşladığı için kişi başına üretim yerinde saydı. Aynı şeyi dolar bazlı kişi başına milli gelirimiz için de söylemek olası. Hâlbuki zenginleşmek, üretkenlik artışlarından ve bunun da dolar-bazlı gelire yansımasından geçiyor. Burada son yıllarda bir tıkanmışlık hali var..

Enflasyondaki artış sadece gıdada etkili
 
Ağustos ayı itibari ile gıda fiyatları yıllık enflasyon oranı %14,4’e yükseldi. Hem tüketici sepetindeki ağırlığı hem de hizmet sektörü üzerine dolaylı yansımaları olduğu göz önüne alındığında gıda fiyatları gerçekten ciddi bir sorun. Ancak neredeyse çift haneli 
rakamlara yaklaşan (Ağustos ayı itibari ile yıllık %9,5) TÜFE enflasyonunun tamamen gıda fiyatlarından kaynaklanmadığı da çok açık. Nitekim gıda dışı enflasyon halen oldukça yüksek  çekirdek enflasyon ise %9’lar civarında katılık göstermeye devam ediyor. Keza yıllık 
servis enflasyonu da yine Ağustos ayı itibariyle yaklaşık %9 düzeyinde. Bu rakamlar sorunun sadece gıdadan kaynaklanmadığını enflasyonda daha genel bir bozulma olduğunu oldukça açık gösteriyor…

Yeni hükümet programı ciddiyetle uygulamalı

Yeni hükümetin ekonomi kadrosu ve programı, piyasalar açısından büyük bir sürpriz olmadı. Beklendiği gibi kilit isimler görevlerine devam ediyor. Ancak Türkiye’nin büyüme hikâyesinde çok net bir bocalama söz konusu… Büyüme yavaşlarken, enflasyon ve cari açık oldukça yüksek düzeylerde seyrediyor. Dolayısıyla yeni hükümetin bir an önce programın ciddiyetle uygulanması için spesifik adımlar atması, reformları hayata geçirmesi ve bir takvim belirtmesi gerekiyor. Genel seçimler sonrasında hükümetin ekonomi politikalarının devamlılığı 
konusunda piyasaları ikna edecek bir takım oluşturup oluşturmayacağı da yakından izlenecek. Program bir niyetler beyanı olarak oldukça olumlu ve önemli ama önümüzde global likidite koşullarının çok daha önemli olacağı bir dönem var…

Para politikaları üzerindeki siyasi baskı notu olumsuz etkiler
   
Kredi derecelendirme kuruluşları tarafında ilk ajanda 21 Kasım’daki S&P’nin Türkiye değerlendirmesinde. Bu tarihte, hali hazırda negatif olan görünümün yanı sıra yatırım yapılabilir seviyenin bir puan altında olan notun değişmeyeceği beklenebilir. Moody’s ise 
Nisan ayında Türkiye’nin görünümünü durağandan negatife çekerek not indirimi konusunda sinyal vermişti. Kurum ayrıca özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen ardından bir açıklama yapmış ve Türkiye’deki politik gerginlik ile belirsizliğin 2015 seçimlerine kadar devam edeceğini, kısa vadede Türkiye’nin temel ekonomik ve kurumsal zorluklarının giderilemeyeceğini düşündüğünü belirtmişti. 

Moody’s kararını 5 Aralık’ta açıklayacak. Deloitte’un değerlendirmesi, şu an itibariyle bir not değişikliği olmayacağı yönünde. Ancak en kritik konulardan biri zayıf büyüme dinamikleri dolayısıyla para ve maliye politikaları üzerindeki siyasi baskı… Bunun artması notumuzu  olumsuz etkiler gibi gözüküyor.

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.