Enflasyon faizin üzerine çıktı, TCMB ne yapacak?

Merkez Bankası’nın “Faizi enflasyonun üzerinde oluşturacağız” açıklamalarının ardından ağustos ayında enflasyon, yüzde 19,25’lik oranla, yüzde 19’luk politika faizinin üzerine çıktı. Peki bu gerçekten “TCMB faiz artıracak” mı demek?

“Enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana kadar politika faizi, güçlü dezenflasyonist etkiyi muhafaza edecek şekilde, gerçekleşen ve beklenen enflasyonun üzerinde oluşturulmaya devam edilecektir.” 

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun 29 Temmuz’daki yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nda sarf ettiği, ağustostaki faiz oranlarına ilişkin duyuruda da tekrar ettiği bu cümle piyasa tarafından “Enflasyon, politika faizinin üzerine çıkarsa Merkez Bankası da faizi artıracak” şeklinde yorumlanmıştı. 

Gelinen noktada: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası politika faizi yüzde 19, Ağustos ayı enflasyonu is yüzde 19,25. 

Bir yanda politika faizi üzerine çıkan bir enflasyon, diğer yanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bundan sonra enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil. Zira faiz oranlarında da düşüşe geçiyoruz” açıklaması varken Merkez Bankası’nın 23 Eylül’deki Para Politikası Kurulu öncesi ne kadar vereceği hâlen belirsiz. 

“Faiz artar mı düşer mi?” sorusunun ötesi: Enflasyon beklentisi

“Enflasyon, politika faizinin üzerine çıkarsa TCMB faizi artıracak ya da düşürecek” açıklamasının ötesinde bazı netleşmesi gereken kavramlar var. 

Bunlardan ilki enflasyon beklentisinin iyileştirilememesi. 

Enflasyon beklentisi en basit haliyle, henüz gerçekleşmemiş olan, gelecek bir dönemde karşılaşılıcak enflasyona ilişkin öngörüler olarak açıklanabilir. 

Kavcıoğlu’nun temmuzdaki Enflasyon Raporu sunumunda da değindiği gibi “Enflasyon, beklenti yaratma işi. Ne kadar çok yükseleceği söyleniyorsa insanların davranışları o yönde belirginleşiyor”. 

Reel faiz nedir?

“Enflasyonun altındaki politika faizi”nden önce açıklanmaya ihtiyaç duyan ikinci bir kavram ise reel faiz.

Eski Hazine Müsteşarı, Ekononomist Dr. Mahfi Eğilmez, “Kendime Yazılar” adlı blogunda bankaların önerdiği oranı nominal faiz, enflasyon etkisinden arındırılmış faizi de reel faiz olarak açıklıyor. 

Yani nasıl ki kazandığınız ücretin alım gücü, geçen senenin enflasyonuyla farklı, bugünün enflasyonu ile daha farklı seviyedeyse, bu durum faizde de kendini gösteriyor. 

O nedenle Eğilmez’in de açıkladığı gibi reel faiz, net nominal faizden beklenen enflasyon düşülerek hesaplanıyor. Eğilmez, “Beklenen enflasyon ile kastedilen 12 ay sonraki enflasyon oranı için yapılan tahmindir” diyor. 

Beklenen enflasyonda Merkez Bankası’nın her ay reel sektör temsilcileri ile finans sektörü temsilcilerinden oluşan bir gruba uyguladığı beklenti anketi baz alındığı gibi Enflasyon Raporlarındaki tahminler de referans olabiliyor. 

Örneğin son enflasyon raporunda enflasyonun 2021 yılı sonunda yüzde 14,1, 2022 yıl sonunda yüzde 7,8 seviyesinde gerçekleşeceği öngörüldü. 

TCMB’nin, Ağustos 2021 tarihli “Piyasa Katılımcıları Beklenti Anketi”ne göre ise 12 ay sonrası TÜFE beklentisi yüzde 12,48. 

“‘Enflasyon faizin üzerine çıktı’ söyleminin ekonomik olarak bir değeri yok” 

Ayvansaray Üniversitesi Rektör Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Emre Alkin’e göre “Enflasyon faizin üzerine çıktı” söyleminin ekonomik olarak bir değeri yok. Reel faiz açısından da bir değeri yok. 

Açıklanan enflasyonun “bir yıl geride kalan” yani bir yıl önceki seviye ile karşılaştırılan enflasyon olduğunu hatırlatan Alkin, “Bugün uygulanan faiz ise buradan bir yıl ilerisine uygulanan faiz. Dolayısıyla bunları birbirine kıyaslamak, elma ile armutu kıyaslamak gibi” diyor. 

Gelecek sene bu zamanlarda enflasyonun yüzde 12 olması, faizin de yüzde 19’da kalması durumunda 7 puanlık bir reel faiz oluşacağını söyleyen Emre Alkin, “7 puanlık reel faizin etki edeceği bir ekonomide eğer büyüme yüzde 5 civarında olacaksa 12 ay sonra o zaman da yüzde 2 civarında faiz dışı fazla verilmesi gerekiyor ki reel faiz anlamlı hâle gelsin. Aksi takdirde Türkiye, borç sarmalına düşer. Çünkü reel faiz= Büyüme + faiz dışı fazlanın milli gelire oranıdır” diyor. 

Faiz dışı fazla nedir?

Faiz dışı denge, bütçe gelirlerinden faiz harcamaları dışındaki harcamaların çıkartılmasıyla bulunuyor. 

Ekonomist Mahfi Eğilmez, blogunda konuyla ilgili,“Eğer faiz dışı fazla söz konusuysa o zaman bütçe gelirleri faiz dışı giderleri karşılayabilmekte ve faiz ödemeleri için de bir miktar fazla elde edebilmektedir. Yani borçlanma ihtiyacı en azından o faiz dışı fazla miktarı kadar düşüyor demektir” diyor. 

Reel faizin negatif olması ise vatandaşın yurt içindeki tasarruftan kaçarak, dış borçlanmaya yönelmesine sebep olabiliyor. 

Eğilmez, “Türkiye gibi tasarruf açığı olan bir ülkede enflasyonun bir iki puan üzerindeki pozitif bir reel faiz oranı tasarruftan kaçışı önlemek, dış borçlanmayı denetlemek ve enflasyonu denetim altında tutmak için zorunludur” diyor. 

“Temel konu ‘Hangi enflasyon?’ sorusunun yanıtı”

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAGrup) Başkanı Prof. Dr. Veysel Ulusoy da politika faizinin enflasyon oranının altınsa kalmasının, yani reel faizin negatif olmasının, milli gelirin yüzde 65’ni oluşturan tüketim harcamalarının yönünü şaşırtacağını söylüyor. 

Ulusoy, Independent Türkçe’ye yaptığı açıklamada “Tüketim harcamalarının geri kalan kısmı olan tasarrufların da dengesi kaybolur” diyor ve ekliyor: 

Sürece sadece tasarruf sahiplerinin negatif getirisi kapsamında bakmanın yanında, zaten derin bir kriz ortamında olan ekonomimizde tüm fiyat dengelerini de olumsuz etkileyecektir.

Kazanç-harcama döngüsündeki dengenin tüketici aleyhine dönüşmesi bir bakıma ithalata bağımlılığı, döviz kurunda sıçramaları ve dış borç artışına neden olabilir.

Ulusoy’un açıklamasına göre özellikle dolarizasyonun azaltılmasının temel şartı faizdeki reel getirinin pozitif ve yüksek olmasına bağlı. 

“Dolayısıyla, faizin enflasyonun üzerinde belirlenen bir yapıda kararlı çizgisi bizim gibi gelişen ekonomilerde önemlidir. Tabii temel konu ise ‘Hangi enflasyon?’ sorusunun yanıtının irdelenmesi” diyor ENAGrup Başkanı.

“Dünyanın çoğu yerinde enflasyon, faizin üzerinde”

Prof. Dr. Emre Alkin’e göre Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun yukarıda bahsedilen açıklamayı yapması da ekonomistlerin “Enflasyon faizin üzerine çıktı” paniği yaratması da yanlış. 

Başta ABD ve Avrupa olmak üzere dünyanın çoğunda enflasyonun faizin üzerinde olduğunu hatırlatan Alkin, “Şu anda pandemi şartlarında hiçbir Merkez Bankası, faizi enflasyon üzerine çıkaramıyor” dedi. 

“Meslektaşlarımız, daha önce uyarıları dinlenmediği için ekonomi yönetimine öfkeliler. Ancak bu öfkeyle yorumlarını dile getirirken bilimden uzaklaşıyorlar” diyen Alkin, “Bilimsel ve pratik açıdan anlamı olmayan bir cümlenin arkasında duruyorlar. Bu yanlış” açıklamasını yaptı ve devam etti: 

“Enflasyon faizin üzerine çıktı” telaşı, Merkez Bankası’nın “Faizi enflasyonun üzerinde tutacağız” diyerek yaptığı hatadan kaynaklanıyor. 

Uyarıyı şu şekilde yapmak lazım: Bugün birisi mevduata bir yıllık para yatırdı mı? Tam bir yıl sonra elde edeceği kazançla, bugünden bir yıl sonraki enflasyonu karşılaştırdığında acaba elinde tatminkâr bir şey kalıyor mu? Reel faiz budur. Aynı döneme ait faizden enflasyon çıkarılınca bulunur. 

“Resmi veriler doğruysa gelecek sene insanlar düşük bir enflasyon mu bekliyor?”

Alkin, ekonomistlerin bir yandan da enflasyonun düşeceğine dair algı henüz oluşmamışken Merkez Bankası’nın yapacağı alelacele bir faiz indiriminden çekindiklerini aktardı ve enflasyon beklentisini şu şekilde açıkladı: 
 

Soru şu: Bugünden bir yıl ileriye enflasyonun yüzde kaç olacağını düşünüyor insanlar? Bu iki tartışmayı ortaya çıkarır. 

1- Açıklanan rakamlar doğru mu? Doğru değilse benim sorduğum bu sorunun zaten hiçbir anlamı yok. 

2- Resmi veriler doğruysa da o zaman gelecek sene insanlar, bu seviyeden daha düşük bir enflasyon bekliyorlar mı?

Faizi yükseltme mecburiyeti kalmaması için iki yöntem 

Asıl meselenin bu olduğunu ancak herkesin “TCMB faizi yükseltecek mi indirecek mi?” konusuna odaklandığını söyleyen Alkin, “Yükseltmesi de bir dert, düşürmesi de bir dert” dedi. 

Faizi düşürerek enflasyonun düşürülmeyeceğinin anlaşıldığını düşündüğünü söyleyen Alkin’e göre Türkiye’de talep enflasyonunu düşüren olmadığı için maliyet enflasyonu üzerine odaklanılmalı. 

Maliyet enflasyonunu en çok yaratan unsurların vergi ve dış ticaret rejimi olduğunu belirten Prof. Dr. Emre Alkin, “Çünkü ithalatımızın yüzde 85’inden fazlası hammadde ve ara malı yatırımı olduğu için koyduğunuz bütün vergiler (dış ticaret vergileri, ithalat vergileri), direkt olarak nihai fiyata yansıyor” dedi ve şöyle devam etti: 

Dolayısıyla burada bazı sektörleri korumak adına yapılan anlamsız ve pozitif sonuç vermeyen; ekonomik etki analizi yapılmayan dış ticaret rejimini yumuşatmak lazım ki enflasyon yaşanmasın. Çünkü döviz kuru yükseldikçe üstüne ithalat vergisi biniyor, daha da fiyat artıyor. 

Merkez Bankası’nın sürekli bahsettiği bir konu daha var: Çekirdek enflasyon. Çekirdek enflasyon nedir? 

Mevsimine bakılmaksızın her ay mecburen satın alınan mal ve hizmetler.  Buradaki mal ve hizmetlerin bir kısmını devletimiz “lüks” diye sayıyor ki üzerine yüksek KDV ve ÖTV koyabilsin. 

Ben de diyorum ki: Çekirdek enflasyona dahil olan tüm mal ve hizmetlerin KDV ve ÖTV’si radikal şekilde düşürülsün. 

Kamu, çok para harcadığı için milletin satın aldığı maldaki vergiden vazgeçmek istemiyor. 

Dolayısıyla otomotivin vergisi üzerinde oyunlar oynanacağına -zaten kaç kişi araba alabiliyor ki- mevsimine bakılmaksızın her ay mecburen satın aldığımız malların üzerindeki vergileri radikal şekilde aşağı düşürsünler. Bakın nasıl enflasyon düşüyor?

Alkin’in açıklamasına göre dış ticaret rejimini yumuşatarak maliyet tarafı, zaruri mallardaki vergi rejimini değiştirerek de talep tarafı halledilebilir. 

Alkin, “Bu ikisi birden hızla düşerse o zaman faizi yükseltme mecburiyeti kalmaz” diyor. 

“‘Tünelin sonunda bir ışık gördüm’ diyerek atılacak faiz adımı çok tehlikeli” 

Prof. Dr. Emre Alkin’in önerdiği üçüncü bir çözüm de siyaset ve diplomaside ortamı gerecek bir cümlenin gelecek senenin ilk altı ayının sonuna kadar sarfedilmemesi gerektiği: 

İnsanların kafasında soru işaretleri uyandıracak, piyasa ekonomisinin dışında, Türkiye’nin diplomatik duruşunun -Cumhuiyet tarihi kadar eski bir duruşu vardı- dışına çıkarak algıyı bozacak işlerin içine girmeden altı ay boyunca sabredersek göreceğiz ki riskler de düşecek. 

Faizleri kabul edilebilir bir seviyede görmek mümkün olacak. 

Beklenti düzelmeden adım atılamayacağını aktaran Alkin, “Merkez Bankası’nın ‘Tünelin sonunda bir ışık gördüm’ diyerek yabancı yatırımcının kabul etmeyeceği bir faiz adımının çok tehlikeli olacağını düşünüyorum” dedi. Gökçen Tuncer / The Independentturkish

YORUM YAP

YORUMLAR (0)